unutkanlık

10/5/2008 · Kategori: saglik

Yalnızca yaşlananlarda değil artık gençlerde de rastlanan bir sorun bu: Sizin de en samimi arkadaşınızın adını hatırlayamadığınız, buzdolabından çıkardığınız süt şişesini evrak dolabına koyduğunuz veya masanızın üstündeki eşyaları kaybettiğiniz zamanlar olmuyor mu?

Unutkanlık, başta komik gibi görünse de insanın moralini bozan bir durum. Hafızamız sayesinde, yıllar içinde biriktirdiğimiz anılar sayesinde kim olduğumuzu biliyoruz. Başka bir deyişle, bizi biz yapan şey sahip olduğumuz hafızamız. Sabah uyandığımızda kim olduğumuzu hatırlayabilyor ve hayatımıza kaldığımız yerden devam edebiliyorsak, bunu hafızamıza borçluyuz.

İşte bu nedenle hafızamızın zayıflaması, bizi biz yapan şeylerin zayıflaması anlamına geliyor.

YENİ BİR SEKTÖR DOĞUYOR
Beyindeki bozulmalar ve hafıza kayıpları sayesinde minik bir endüstri oluştu. Q10 koenzimi, ginseng ve bacopa gibi doğal sağlık ürünlerinin yanısıra bilgisayar destekli beyin-bakım ürünleri de mevcut.

Mesela Nintendo’nun 20 dolar etiketli ‘Brain Age 2’ adlı popüler bilgisayar oyunu basit matematik ve hafıza egzersizleri içeriyor. Posit Science ve MindFit gibi firmaların çıkardığı çeşitli bilgisayar tabanlı zihin egzersiz paketlerinin fiyatları birkaç yüz doları buluyor. Ya da ayda 10 dolar gibi bir ücret karşılığında Lumosity.com ve Happy-Neuron.com gibi sitelere üye olarak size sunulan çeşitli zihin egzersizlerinden yararlanabilirsiniz.

Bir zamanlar dünyayı saran sağlıklı yaşam çılgınlığı hala çok etkin şekilde varlığını sürdürüyor. Sağlıklı ve zinde bir yaşam için sağlık klüplerine üye olan Amerikalılar her ay 16 milyar doları bulan aidatlar ödüyorlar. Yakın gelecekte ‘zihinsel sağlık’ sektörü de benzer cirolara ulaşabilir.

Henüz çok küçük bir oranda seyretse de yılda %50 büyüyen ‘zihinsel egzersiz’ ürünleri pazarının 2015’te yılda 2 milyar doların döndüğü bir sektöre dönüşmesi bekleniyor.

BABY-BOOMERS NESLİ YAŞLANIYOR
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra doğan neslin (baby boomers) talepleri çok uzun süredir devam eden pazar araştırmalarına konu olmuştu. Şimdiyse bu neslin ‘korkularını’ paraya dönüştürme zamanı geldi. Doktorların ve genetikçilerin zaten geniş çapta ay oynattığı bu sektörde şimdilerde bilgisayarcılar kendilerine geçim kapısı arıyor.

Şu aralar 60’lı yaşlarının başlarında olan baby-boomers neslinin ise endişelenmek için haklı nedenleri var. Alzheimer hastalığının teşhis ve tedavisi için henüz yeterince klinik ve laboratuar testleri yapılmadığı için insanlık henüz bu hastalığı yeterince tanımıyor. Doktorlar teşhis koymak için yalnızca belirtileri dikkate alıyorlar ve bu belirtiler ise yaşlılıkla ortaya çıkan ‘beyinsel hasar’ların giderek yaygınlaştığını gösteriyor.

2050 yılına gelindiğinde nüfusun %3 ile 4’ünün Alzheimer hastalığına yakalanacağı düşünülüyor. 50 yaşını aşan insanların ‘unutkanlık’ sorununu giderek artan bir ciddiyetle ele almalarında haklılık payı var.

MODERN HAYAT GENÇLERİN ZİHİNLERİNİ BOZUYOR
Modern dünyanın hareketli ve karmaşık yapısı insanın hafızasını çok yoruyor. Daha önceki nesillerle kıyaslanamayacak ölçüde veri bombardınana tabi tutuluyrouz. Giderek artan televizyon yayınları, her gün sayıları katlanarak artan internet sayfaları.. ve bütün bu medya çeşitliliğiyle paralel giden reklamcılık sektörü hiç durmaksızın hafızalarımızı bombardımana tabi tutuyor.

Sanal dünya gençleri 'keş' yapıyor
Eskimeden yaşlanma sanatı!

Bu durumda insanalrın ‘zihinsel yorgunluk’ duyması kaçınılmaz oluyor. Ama bunun ne kadarının ‘yaşlılıktan’ kaynaklandığını ne kadarının ‘çevresel faktörler’ tarafından tetiklendiğini bilmediğimiz için hafızamızın zayıflaması ihtimaline karşı pimpirikli davranıyoruz. Ama bunda haklı olduğumuzu ve kesinlikle diğer insanların da bizim gibi hissettiklerini bilmemiz gerek.

İyi haber şu ki ‘zihinsel egzersiz’ konusunda kamuyounda giderek artan bir bilinçlenme var. Beynimizi çalıştırmaya devam ettiğimiz sürece beynin kendini modifiye ettiğini biliyoruz.

Gazetelerin bulmaca ekleri veya sudoku aletleri bu noktada yaşlıların imdadına yetişiyor. Ancak beyinsel kapasitenizin sandığınızdan çok daha fazla olduğunu bilmelisiniz. Yeni bir yabancı dil öğrenmeye ve bir müzik aleti çalmaya başlamak için hiçbir yaş geç değil.

güncel.net


Kalıcı Bağlantı Yorum (10) Yorum yaz!

KAUNOS

7/5/2008 · Kategori: TATIL













Kaunos, Muğla’nın Köyceğiz ilçesinin güneyindeki Dalyan’ın yakınındadır. Strabon kentin bir yarımada üzerinde kurulduğunu fakat sonra alüvyonlarla dolarak içeride kaldığını söyler . Gerçekten de bu gün Kaunos denizden 3 km. kadar içeridedir. Yine Strabon’un bahsettiği Kaunia gölünün denize bakan ayağı bugün “Sülüklü” adıyla anılan bir bataklığa dönüşmüştür. Kaunos Hellen dilinde anlamı olmayan bir sözcüktür. Lykçe yazıtlarda Ksibde olarak geçen bu kent Rodos Pereia’sı içinde büyük bir yerleşim yeridir. Yunan mitolojisine göre Miletos’un oğlu Kaunos, kendisine aşık olan Byblis’e karşılık vermemiş o da üzüntüsünden canına kıymıştı. Bunun üzerine Kaunos da Miletos’u terk ederek bu kenti kurduğunu Ovidius da anlatmıştır. Kaunos’un ne zaman kurulduğu kesinlik kazanamamıştır. Homeros kitabında açıkça buradaki sekene için şöyle yazar: “Kaunos’lular ,bana kalırsa,buranın yerlisidir; ama kendileri Girit’ten gelme olduklarını söylerler. Dillerinde Karia etkisi vardır ya da Karia dilinde onların etkisi.” Nitekim Kaunosluların Karia’lılardan farklı 30 harfli bir alfabe kullandıkları bugün anlaşılmıştır. Ayrıca Lykia kültürünün de etkili olduğu günümüze gelen eserlerden anlaşılmaktadır.

Kaunosda, M.Ö.VIII yy.dan beri yaşamın olduğu bilinirse de tarihte ilk kez adları M.Ö.545’de Pers generali Harpagos’a karşı gösterdikleri direniş ile geçmektedir. Herodotos Harpagos’un İonia’yı yönetimi altına aldıktan sonra Karialı’ların, Kaunos’luların ve Lykia’lıların üzerine yürüdüğünü söylemektedir. Bu sözler Pers istilâsı sırasında Kaunos’un önemli bir kent olduğunu göstermektedir. Onurlarına ve özgürlüklerine düşkün olan Kaunos’lular Harpagos’a karşı koymalarına rağmen yenilgiden kurtulamadılar. Harpagos Kaunoslulara karşı, kendisine direnç gösterdikleri için çok zalimce hareket etti. Hellenlerin Persleri Anadolu’dan atmak için giriştikleri mücadelede Kaunos’da yerini aldı ve Attika-Delos Deniz birliğine girdi. Peleponnes savaşı sırasında kentin limanı her iki tarafça zaman zaman kullanılmıştır. Kent M.Ö. 377’de Karia Satrabı Mausolos’un idaresine girdi ve bu dönemde şehirde büyük imar faaliyetleri başladı. Bu dönemde ilk defa sikke basan şehir M.Ö.334’de Büyük İskender tarafından Mausolos’un kız kardeşi Prenses Ada’ya verildi. İskender’in ölümünden sonra generalleri arasında çıkan savaşlar sırasında sık sık el değiştiren kent, bir ara Ptolemaios ve Seleukosların da idaresine girmiştir. M.Ö. II.yy.da Bergama krallığından vasiyet yoluyla Roma tarafından Rodos eyaletine bağlanan kent M.Ö.129’da Roma’nın Asya eyaleti sınırları içine alındıysa da özgür kent statüsünü korudu. Bizans devrinde ise Myra metropolitliğine bağlı bir piskoposluk merkezi olmuştur.

Zamanla Dalyan çayının taşıdığı alüvyonlar ve gel-git olayları denizi sığlaştırmış ve kent en büyük özelliği olan limanını yitirmiştir. Bunun yarı sıra bataklıktan dolayı sivrisinekler azmış ve halkı sıtma kırıp geçirmeye başlamıştır. Bu duruma fazla direnemeyen halk doğa ile baş edemeyince, kenti terk etmek zorunda kalmıştır. Bir zamanlar Attika-Delos Deniz Birliğine 10 talent gibi yüklü bir para ödeyen, Perslere direnen insanların yenemediği Kaunos’u sıtma yenmiş ve halkını kentlerini terke mecbur bırakmıştır. Yaşam tarzları ve inançları komşularından farklı olan Kaunosluları Homeros şöyle anlatır: “...görenekleri bakımında,.ötekilerden olduğu kadar Karialılardan da uzaktırlar. Bunlarda içki âlemi tertiplemek geleneği vardı,ancak bunu yaparken erkek,kadın,çocuk ve ayrıca yaş ve arkadaşlık ilişkileri de dikkate alınırdı. Kendilerine yabancı olan tanrılar için bir din uyarlamışlar,ama sonradan vazgeçmişler,yalnız babalarının tanıdıkları tanrılara tapmayı kararlaştırmışlardır; bunun üzerine ülkenin gençleri silâhlanmışlar, bu tanrıları,havaya kılıç sallıyarak Kalynda sınırına kadar kovalamışlardır; bunu yabancı tanrıları işte böyle kovaladık,diye anlatırlar. Bu ulusun gelenekleri böyledir.”

Kaunos’un varlığını ilk kez 1842’de fark edilmiş bilimsel kazılara da 1967’den itibaren Prof. Baki Öğün başlamıştır. Buradaki araştırma ve kazılar kentin tarihini Arkaik döneme kadar indirmiştir. Onu Helenistik, Roma ve Bizans dönemleri izlemiştir. Kent başlıca iki kısımdan meydana gelir 1- Akropol 2-Aşağı şehir. Kuzeydeki oldukça sarp kayalıklara oyularak yapılan kaya mezarlarının tahmini sayısı 150 kadardır. Bunlardan 20 tanesinin cephesi İon nizamında bir tapınağın cephesine benzer. Bu mezarların büyük bir kısmı M.Ö. IV.yy.a aittir. Büyük İskender’in istilası yüzünden bir kısmı tamamlanamamıştır. Mezar odalarının içerisindeki kline , hediye koymaya yarayan sekiler bulunmaktadır. Ayrıca güvercin yuvası şeklinde mezarların yanı sıra kare veya dikdörtgen mezar çukurları ile de karşılaşılmıştır. Kayalara oyulmuş, üstü kapaklı sanduka tipi mezarlar ve lahitler de dikkati çekmektedir. Bunlar büyük bir olasılıkla kaya mezarlarından daha önceki bir tarihe aittirler.

Kentin akropolü yaklaşık 150 m. yüksekliğinde olup, ovanın ortasında yükseliyordu. Güney yamaçları sarp kayalık olduğundan kuzey ve batı kesimleri Orta çağda yapılmış kulelerle desteklenen surlarla çevrilmiştir. Dikdörtgen, prizma biçiminde kesilmiş taşlardan oluşan surlar eski limanın batısından başlayarak yukarıdaki sırtları da içerisine almıştır. Bu uzun sur, büyük bir olasılıkla Kral Mausolos tarafından yaptırılmıştır. Prof.Dr. Baki Öğün ile birlikte kazılarda çalışan Alman Prof. B.Schmaltz burada yoğunlaştırdığı çalışmalarında kule ve duvarların eski devirlere ait toplama taşlardan yapıldığını ileri sürmektedir. Bu sur duvarında Klasik Çağ’a ait üzerinde sanatçının imzası da bulunan muhtemelen bir adak steline ait bir kitabe parçası bulunmuştur. Batı kulesinde ise nekropolden gelmiş, eski bir mezar epigramı parçası ile beyaz zeminli bir leyktos parçası bulunmuştur. Prof. Schmaltz M.Ö.227-26’da Rodos ve çevresini etkileyen depremin Kaunos’u da etkilediğini, bu duvarlar ile Küçük Kale üzerindeki surların büyük çoğunluğunun bu depremden sonra inşa edildiğini ileri sürmektedir.

Akropolün doğusunda yer alan, güneyi kayalara oyulmuş, diğer kısımları beşik tonozlar üzerine oturan tiyatro, günümüze çok iyi bir durumda gelebilmiştir. Prof. Dr. Baki Öğün’ün 1982’deki çalışmalarında Cavea ve Scena temizlenmiş, proscene’nin büyük bir kısmı ortaya çıkarılmış, sahne binasını taşıyan payeler arasında Milo Aphroditi kopyası, bir torso ve üç büst bulunmuştur. Cavea ve diazomanın yanı sıra altta 18 üstte de 16 oturma sırasının bulunduğu tiyatro Helenistik Çağ izlerinin görülmesiyle birlikte büyük bir kısmının Roma devrinde yapılmış olmalıdır. Tiyatronun kuzey-batısındaki bayırda üç yapıdan oluşan bir mimari dizi dikkati çekmektedir. Bunlardan ilkinin Bazilika tipinde bir kilise olduğu anlaşılmıştır. Kesme taşlardan yapılmış Apsis’i ile üç nefli bir erken Bizans kilisesidir. Diğeri Roma devrine ait bir hamamdır. Üçüncü yapının ne olduğu kesinlik kazanamamıştır. Bunun mabet veya kitaplık olduğu düşünülürse de kesin bir söz söyleyebilmek biraz zordur. Bununla beraber megaron şeklindeki bu yapının Dionysos’a ait olması da olasıdır. Hamamın güneyinde Vespasianus çeşmesi ile Stoa yer almaktadır. Aynı zamanda eski limanın kuzeyindeki stoa Helenistik Çağ’da yapılmış, Roma döneminde de bazı ilaveler eklenmiştir. M.Ö.II. yy.a tarihlenen Stoa 94 m. uzunluğunda, tek yönlü bir yapı olup iki katlıdır. Alt katın Dor nizamında olmasına karşılık yıkıldığından dolayı ikinci kat hakkında bir bilgi yoktur. Stoa’nın hemen yanı başındaki Nymphaion “in antis” planındadır ve restore edilmiştir.Prof. Baki Öğün’ün burada yapmış olduğu çalışmalar sonunda taşlarının büyük bir kısmı yenilenmiştir. Ayrıca çok sayıda kitabe limana bakan yüzünde ortaya çıkarılmıştır.

Agora bütünüyle 2 m.ye ulaşan toprak tabakası altında kalmış ve 1981 yılında temizlenmesine başlanmıştır. Agora’yı çeviren revakların kalıntılarının yanı sıra bezemeli mimari parçalar da bulunmuştur. Agora’nın içindeki çeşmenin restitüsyonu da bu çalışmalar sırasında yapılmıştır. Kaunos’da ele geçen yazıtlardan kent içerisinde birçok mabedin olduğu anlaşılmıştır. Çalışmaların bu bölgede yoğunlaşmasına karşılık bunların hangi tanrılara ait oldukları kesinlik kazanamamıştır. Agora’nın kuzey-doğusundaki suni bir teras üzerinde Stoa ile Hamam arasında bulunan mabet Dor nizamındadır ve M.Ö. I.yy.a ait olmalıdır. Büyük bir olasılıkla Zeuss’a atanmış olmalıdır. Mabed’in çevresinde 30’a yakın mezarla karşılaşılmıştır. Erken Bizans dönemine tarihlenen bu mezarların çevresinde çok sayıda mimari parça ile karşılaşılmıştır. Bu buluntulara dayanılarak bu mabed Helenistik döneme tarihlendirilmiştir. Burada kalp şeklindeki portikonun başlıkları ile karşılaşılması oldukça ilginçtir. Limanda, Agora’nın doğusundaki Korint nizamındaki mabet de mimarisine bakılarak M.S.II.nci yy.a tarihlendirilmiştir. Ayrıca Büyük limanın yakınında Prostylos plânlı, kuzey-güney doğrultusunda, Cella duvarlarının büyük bir bölümü ayakta olan bir başka mabet daha bulunmaktadır.
Kenthaber Kültür Kurulu

Kalıcı Bağlantı Yorum (7) Yorum yaz!

googlede en çok aranan kelimeler

3/5/2008 · Kategori: bilim

 

Image2008'e Google'da en çok hangi kelimeleri aratarak girdiğimizi merak ediyor musunuz? Yemek tarifinden ünlü güzellere, tv dizilerine kadar en popüler kelimeler bu listede. 

Google, her ay düzenli olarak yayınladığı verilerle, aranma sayısı hızla artan kelimelerin listelerini yayınlıyor. Ocak 2008'in verileri de yayınlandı. Liste içerisinde rahmetli Cem Karaca ilk sırayı alırken, popüler diziler içerisinden de Sıla ve Pars Narkoterör yer buldu. Diğer kelimeler de, Türkiye'deki internet kullanıcılarının neleri merak ettiği konusunda ipucu veriyor.


İşte O Liste

1. cem karaca
2. bağ-kur
3. ece erken
4. devil
5. sıla dizisi
6. dogum
7. oyunlarcafe
8. aşure tarifi
9. sesli dünya
10. tuğba büyüküstün
11. OYUN OYNA
12. tse
13. pars narko terör
14. yoshy
15. ben
diğer kelimeleri öğrenmek için : Google Zeitgeist

Kalıcı Bağlantı Yorum (15) Yorum yaz!

BERLİN

1/5/2008 · Kategori: seyehat

BERLİN


Berlin, Almanya'nın başkenti ve en büyük şehridir.II.Dünya Savaşı öncesinde 4.3 milyon kişinin yaşadığı şehirde 2005 itibariyla 3.4 milyon kişi yaşamaktadır. Berlin, kuzey Almanya'da, Spree ve Havel nehirlerinin arasındaki kumluk bölgeye kuruludur. 1949'dan 1990'a kadar Doğu ve Batı Berlin olarak ikiye ayrılmıştı. Aradaki duvara da (Berlin Duvarı) sonradan utanç duvarı denmiştir Kasım 1989'da Doğu ve Batı kısmı ikiye ayıran duvar yıkıldıktan sonra Berlin tekrar bir bütün olmuştur. Berlin'in doğu tarafında yoğun bir restorasyon yaşanmaktadır.Kenti ikiye bölen Spree Nehri'nin, iki kıyısında, Cölln ve Berlin adlı iki balıkçı köyü olarak bölünmüş bir halde iken ilk kez 1307 yılında birleşti. Brandenburg'un (sonra Prusya'nın) başkentiydi. 18. yüzyıla kadar o kadar mühim bir şehir değildi. Ancak Prusya'nın güçlenmesi sürecinde kuzey Almanya, sonra Avrupa'nn bir siyasi, iktisadi ve kültürel merkezi oldu. 1871 yılında Alman İmaparatorluğu'na bağlandı, Hitler zamanında harabeye döndü, müttefik devletler tarafından işgal edildi.İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra şehir Doğu ve Batı Berlin olarak ikiye ayrılmıştır. Kentin imparatorluk merkezi Mitte'de doğuda kaldı. Berlin'i inşa eden mimar Karl Friederich Schinkel'in tasarladığı binalar, büyükelçilikler, saraylar, müzeler hep o tarafta kaldı. Türkiye'den çalınan Bergama Sunağı'nın sergilendiği dünyanın en önemli müzelerinden biri olan Bergama Müzesi , Cölln ile Berlin'i birleştiren anlaşmanın yapıldığı St. Nicholas Kilisesi de Doğu Berlin'de kaldı. Kent tekrar birleştiğinde Berlin her şeyin çiftine sahip oldu. İki parlamento binası, iki büyük üniversite, iki büyük havaalanı, iki kent merkezi ve iki Mısır müzesi kaldınetten alıntıdır

Kalıcı Bağlantı Yorum (5) Yorum yaz!

BERN

1/5/2008 · Kategori: seyehat

BERN



Kantonlardan oluşan İsviçre'nin 1834 yılından beri başkenti olan Bern; tarihi, kültürü, manzarası ve neşeli insanlarıyla hem Alpler'in kuzeyinde yer alan en saygın şehir hem de karbeyaz tatillerin vazgeçilmez merkezi.Uzun yıllar önce dönemin hükümdarı, Aare yarımadasında ava çıktığı sırada beklenmedik büyüklükte bir ayıyı öldürünce, bu yarımadaya Bern (ayı) adı verilmiş. Meşe ormanından oluşan yarımadanın üzerine 1191 yılında bir şehir kurulumaya başlandı. Dönem dönem restore edilen ahşap evler, zamanla yerini ortaçağ binalarına bıraktı. Ortaçağ'da Alp dağlarının kuzeyinde yer alan en büyük şehir - devlet olarak itibar görmesiyle, bugün Avrupa'nın en saygın kentlerinin başında geliyor.

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »

Son Yazılarım

Kategorilerim



Arkadaşlarım

Bağlantılarım




Check PageRank